Depremde seferberlik sigortayla başlar

Depremde seferberlik sigortayla başlar

Türkiye’de meydana gelen sarsıntılar, depremlerin bu toprakların bir gerçeği olduğunu sıklıkla bize hatırlatıyor. 30 Ekim’de İzmir açıklarında meydana gelen depremin etkileri deprem farkındalığının, doğru yapılaşmanın ve sigortanın önemini bir kez daha gösterdi. Seferihisar merkezli olarak tespit edilen deprem, (bu yazının kaleme alındığı sırada) 116 kişinin hayatını kaybetmesine ve binin üzerinde kişinin yaralanmasına neden oldu. Deprem hakkında yapılan açıklamalar ise depremin büyüklüğünün 6.6 ve 7.0 seviyeleri arasında tespit edildiğini gösteriyor.

DEPREMLE YATIP DEPREMLE KALKIYORUZ

1992 Erzincan Depremi, 1999 Marmara Depremi, birkaç ay sonra meydana gelen Düzce Depremi, 2011 Van Depremi, 2020 İzmir Depremi… Ülkemiz, anlaşılacağı üzere bir deprem kuşağında yer alıyor. Bir anlamda deprem Türkiye’nin kaderi. Ancak, depremlerde yaşanan yüksek can ve mal kaybı ülkemizin kaderi değil. Bu kayıpların önüne geçmek ya da oluşan maddi hasarları yerine koyarak hayatın akışının devam etmesini sağlamak elimizde.

Burada dikkat edilmesi gereken konu; neredeyse görüşünü aldığımız tüm tarafların defalarca vurguladığı gibi, ilk aşamada kalitesiz yapı stoğunun ya da hareketli zemin üzerine kurulmuş yapıların fark edilmesi, ikinci aşamada tasfiye edilmesi ve üçüncü aşamada kaliteli malzeme kullanılan planlı yapılarla değiştirilmesi. Bunun yanında yapıların yaşlandıkça depreme karşı dirençlerinin de azaldığı görülüyor. Yapı stoğunun depreme dayanıklı yapılarla yenilenmesinde ise sigorta şirketlerinden ziyade kamunun rolünün daha büyük olduğu açık.

EGE’DE TOPLAM HASAR  2.5 MİLYAR LİRAYA ÇIKABİLİR

Her büyük ve yıkıcı depremden sonra olduğu gibi 30 Ekim Ege Depremi sonrasında yapıların depreme dayanıklılığı sorunu geniş şekilde tartışıldı. Bu tartışmalar sırasında depremde zarar gören binalar için zorunlu deprem sigortasının mevcut olup olmadığı sorusu da gündeme geldi. İlgililer tarafından İzmir’de zorunlu deprem sigortasının zorunluluğa rağmen sadece %56 oranında yaptırılmış olduğu, zorunlu olmayan (deprem teminatı içeren) konut sigortası yaptırma oranının ise %25 civarında kaldığı açıklandı. Sigortacılar 2.5 milyar lira civarında bir toplam hasar olabileceği öngörüsünde bulunuyor. DASK’ın son açıklamasına göre bölgede  22 bine yakın ihbar yapıldığı görülüyor. İzmir’de deprem kaynaklı toplam ihbar sayısının 40 bini bulabileceği konuşuluyor. Şu ana kadar yapılan tazminat ödemeleri 125 milyon lirayı buluyor. İhbar sayısının bu derece yüksek olması ise ekspertiz tarafında süreçlerin yoğunlaşmasına neden olabiliyor. İzmir’de gösterilen performans ise eksperlerin organizasyonunun yüksek bir seviyede olduğunu gösteriyor. Eksperlik tarafında daha büyük depremlerde sistemin tıkanmaması için istişareleri ve hasarları tek bir noktadan yönetecek merkezi programın geliştirilmesi için görüşme ve çalışmaların hızla devam ettiği görülüyor. Aynı zamanda deprem sonra uzaktan yapılan hasar tespit çalışmaları ve yeni ekspertiz süreçleri şu ana kadar büyük bir sorunla karşılaşmış değil. İstanbul’da beklenen deprem gibi son derece yıkıcı olabilecek bir depremin sonuçlarıyla mücadele edilmesi için bu süreçlerin hataya ve gecikmeye alan bırakmayacak şekilde geliştirilmesi azami önem taşıyor.

DEPREM İÇİN HER ŞEYİ KARŞILAYAN “MUCİZE SİGORTA” VAR MI?

Depreme karşı kapsamlı bir koruma için zorunlu deprem sigortası ve hatta konut sigortasının verdiği teminatların da ötesini düşünmek gerekiyor. Depremin birinci plandaki ve en göz önündeki etkisi yıkılan binalar ve bu binalarda meydana gelen can ve mal kayıpları olsa da, bu afetlerin verdiği hasar çok daha geniş bir alana yayılıyor. Bu noktada depremde evini kaybetmiş ya da evi hasar almış bir bireyin gözünden bakmak gerekiyor. Zor durumdaki bir depremzedenin sigorta ile karşılanabilecek ihtiyaçlarını bulmak için şu sorular sorulabilir:

1- Depremden sonra nereye gideceğim, nerede kalacağım?

2- Konaklama masraflarını nasıl karşılayacağım?

3- Önümüzdeki dönemde işime devam edemezsem ne yapacağım?

4- İşim/şirketim üretimi durdurmak zorunda kalırsa nasıl dayanacağım?

5- Kiraya verdiğim konutlar hasar gördüyse/yıkıldıysa ne yapacağım?

EN YÜKSEK SİGORTALILIK ORANI MARMARA’DA

Türkiye genelinde DASK tarafından açıklanan rakamlara göre 17.7 milyon konut, bu konutlara yaptırılmış  9.9 milyon sigorta poliçesi bulunuyor. Oranladığımız zaman Türkiye genelinde zorunlu deprem sigortası yaptıran konutların %56.4 seviyesinde olduğu görülüyor. Bölgelere bakacak olursak %68 ile Marmara bölgesi sigortalılık konusunda başı çekiyor. Marmara’da 6 milyon konutun  4.1 milyonu sigortalı. İkinci sırada Ege Bölgesi bulunuyor. 2.6 milyon konutun 1.5 milyonunun sigortalı olduğu bölgede penetrasyon %56. 3’üncü sırada 3.3 milyon konut ve 1.7 milyon poliçeyle İç Anadolu bölgesi geliyor. Bunu, 777 bin konutun 380 bininin sigorta koruması altında olduğu (%49) Doğu Anadolu izliyor. Ardından Karadeniz ve Güney Doğu Anadolu bölgeleri geliyor. %45 penetrasyon olan Karadeniz’de 1.7 milyon konutun 770 bini sigortalıyken, Güney Doğu Anadolu bölgesinde 990 bin konutun 440 bini sigortalı. Toplam oran ise bu bölgede %44.5 seviyesinde.

DEPREMİ GÖREN POLİÇEYİ ALIYOR

Zamanında büyük depremlerden etkilenmiş olan Adapazarı %86, İzmit %70, Düzce %77, Bolu %95, Yalova %90, İstanbul %67, Erzincan %67.5, Van %60 ve Bingöl %80’e varan penetrasyon oranına ulaşmış durumda. Aynı zamanda yüksek deprem riski bulunan Aydın ve Muğla gibi şehirlerde de bu oranın yüksek olduğu görülebiliyor. İzmir depreminde ve bundan önce defalarca şahit olduğumuz gibi, depremin vurduğu bölgelerde özellikle deprem sonrasında zorunlu deprem sigortasına olan talep hızlı bir şekilde yükseliyor. Doğal Afet Sigortaları Kurumu’nun geçtiğimiz haftalarda yaptığı açıklama da benzer bir artışa işaret ediyor, 30 Ekim İzmir Seferihisar merkezli depreminin ardından zorunlu deprem sigortası yaptıranların sayısı arttı. Depremin hemen ardından günlük poliçe üretimi Ege Bölgesi’nde %118 ve İzmir’de %169 artış gösterdi. Türkiye genelindeki günlük poliçe üretimi artışı ise %37 olarak gerçekleşti.

TEMİNAT AÇIĞI GÜNEY DOĞU ANADOLU’DA ÇOK YÜKSEK

Diğer tarafta, çok yüksek risk bölgelerinde bulunmalarına karşın sigorta penetrasyonunun düşük olduğu, olası bir deprem durumunda ekonomik olarak büyük bir kayıpla karşı karşıya kalması beklenen bölgeler de harita üzerinden bakınca kolayca tespit edilebiliyor. İlk bakışta Kırıkkale, Manisa, Denizli, Bilecik, Manisa, Burdur, Isparta, Osmaniye, Antakya riskin yüksek olduğu ancak penetrasyonun zayıf kaldığı bölgeler. Muş, Bitlis, Batman, Siirt ve Hakkari’de ise zorunlu deprem sigortası farkındalığının oluşturulamadığını görüyoruz. Bunun için sigorta şirketlerinin ve kamunun gelir seviyesi ülke geneline göre düşük olan bu bölgelerde deprem sigortasının önemini anlatacak faaliyetlerde bulunması büyük önem taşıyor.

NEDEN TÜRKİYE’DE BU KADAR ÇOK DEPREM OLUYOR?

Türkiye yeryüzündeki konumu nedeniyle Arabistan ve Afrika plakalarından baskı görüyor. Bu baskı Anadolu’nun kırılarak iki parçaya ayrılmasına neden olmuştu. Oluşan devasa kırığı bugün Kuzey Anadolu Fay Hattı olarak biliyoruz. Bu fay hattı boyunca oluşan çıkıntılar yüzünden Anadolu’nun hareket edememesi ise kırılmalar oluşmasına ve deprem olmasına neden oluyor.

En son İzmir açıklarında üzülerek gördüğümüz üzere depremler ülkemizi sarsmaya devam ediyor. Önümüzdeki 50 yıl içerisinde büyük bir depremin İstanbul’u da vurması bekleniyor. Bu beklentinin ise bir sebebi var. Afrika ve Arabistan plakaları Türkiye’yi sıkıştırarak gerilim yaratıyor. 1939 Erzincan depremiyle boşalmaya başlayan gerilim Batı’ya ilerliyor. 1942 Tokat ve 1999 Gölcük depremleri aynı hattı seyrediyor. Hattın bir sonraki durağı ise Marmara Denizi. Depremin nerede olacağını kestirebilsek de zamanını tahmin etmek henüz mümkün değil. Her riske karşı önlemlerin alınması ve deprem sonrası önlenemeyen hasarların kolayca karşılanması için sigorta yaptırılması gerekiyor.

İTÜ Maden, Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tuncay Taymaz: Artçı depremler bir yıl boyunca devam ediyor

30 Ekim’de gerçekleşen Seferihisar depremiyle beraber tüm Türkiye bir kez daha deprem gerçeğiyle karşılaşmış oldu. Türkiye’nin nasıl bir risk bölgesinin üzerinde olduğunu ve bu riskin boyutlarını Sigortacı Gazetesi’nin YouTube kanalında yayına başlayan 5N1S programında moderatör Sema Tüfekçiler’e anlatan İTÜ Maden, Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tuncay Taymaz, çarpıcı açıklamalarda bulundu.

30 Ekim tarihli depremin 6.9’dan büyük bir deprem olduğunu belirterek sözlerine başlayan Taymaz, “Aslında bu deprem İzmir depremi değil, Samos Adası depremidir. Beklenen büyük İzmir depremi kesinlikle değil” bilgisini verdi. Efes Antik Kenti’nin yıkılmasının sebebinin de depremler olduğunu belirten Taymaz, Türkiye’de ilk kez görülen tsunami ile ilgili şunları söyledi; “Tsunami; su derinliği, deniz tabanının morfolojisi, dalga büyüklüğü gibi unsurlar ile alakalı. Seferihisar açıklarında Gülbahçe fayı o bölgeyi etkiledi fakat karadaki diri faylarımız, aktif kırıklarımız hareketlenmedi, bu bölgelere stres transferi oldu. Bundan sonraki oluşabilecek depremlerin parçalarına enerji naklettik.”

‘VERİLERE ULAŞAMIYORUZ’

Her depremde yerkürenin hareket halinde olduğunu söyleyen Taymaz, “Yer bilimleri ve sismolojide yerkürenin dinamik hareketlerini inceliyoruz. Artçı depremi bekliyoruz fakat henüz oluşmadı, belki bu artçı depremler bir yıl boyunca devam edecek. 24 Ocak 2020 Sivrice depremi bile hala artçı depremler üretiyor” diye konuştu.

Mevzuatta değil uygulamada açıklıklar olduğuna değinen Taymaz, “Ülkemizde yapılan herhangi bir erken uyarı sistemine ait bir sismogram kaydı görmedim. Bunlar neden açıklanmıyor, neden gösterilmiyor? Bir sismolog olarak en büyük merakım bu. Dünyadaki bütün verilere ulaşabiliyoruz fakat ülkemizdeki verilere ulaşamıyoruz” dedi.

KONUT PROBLEMİ

Ülkemizdeki resmi rakamlara göre zorunlu deprem sigortasında yurt genelinde sigortalılık oranı %56,50 seviyesinde. Buradan toplanan toplam primin ise 1 milyar 600 milyon lirayı geçtiği görülüyor. Sigortalı konut sayısı 10 milyona yaklaşırken, toplam konut sayısı DASK’ın resmi sitesine göre 17 milyon 680 bin civarında. Diğer taraftan, Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2018 verilerine göre ülkemizde 31,2 milyon su abonesi bulunuyor. Enerji Piyasaları Düzenleme Kurumu’nun raporuna göre elektrik abonesi olan tüketici sayısı 44,5 milyon. Burada, zorunlu deprem sigortasının tüm yapıları kapsamına almadığını belirtmekte fayda var.

Kamu hizmet binası olarak kullanılan binalar ve bağımsız bölümler, köy nüfusuna kayıtlı ve köyde ikamet edenlerin köy yerleşik alanlarında yaptığı binalar, tamamı ticari ve sınai amaçlar için kullanılan binalar (iş hanı, iş merkezi, idari hizmet binaları, eğitim merkezi binaları), inşaatı tamamlanmamış binalar zorunlu sigorta kapsamında değil. Ancak, yine kapsama girmeyen mühendislik hizmeti görmeden tamamlanmış ve projesiz binalar, binanın taşıyıcı sistemini olumsuz etkileyecek şekilde yapılmış düzenlemeler (kolon kesmek, kirişleri zayıflatmak gibi), projeye uygun olmayarak inşa edilmiş binalar, malzemeden çalmak olarak bilinen taşıyıcı sistemi olumsuz etkileyen inşaat tipi, yıkılmasına karar verilmiş, metruk ve bakımsız binalar, 27 Aralık 1999 tarihinden sonra mesken olarak inşa edilmiş ancak inşaat ruhsatı bulunmayan binalar, tapuya kaydı bulunmayan, özel mülkiyet kullanım alanı olmayan binaların tespiti her durumda mümkün olmayabilir.

EnglishTurkish